Ana Sayfa HABERLER 22 Şubat 2018 340 Görüntüleme

Çevremizden Bir Aşk Öyküsü – 1 –

(Çevremizden Bir Aşk Öyküsü)
EKRAN BAŞINDA
AĞLAYANLAR
(Yazı dizisi 1)
Hocam:
Aynı mahallenin çocuklarıyız. Daha ilkokul yıllarında mahallenin tüm çocukları ile oyunlar oynardık.Oyuncular arasında o varsa ben daha iştahla ve daha sevinçle oynardım. Adı Gülsen’di. Kitap alışverişi yapar, birbirimize sorular sorardık. İzlediğimiz sinema filmlerini anlatırdık. Herkes arkadaşım olmasına rağmen, o devamlı benim aklımda yer etmeye başladı. Öyle zaman oluyordu ki, artık onu görmeden duramıyordum.
Ancak, ilkokul sonrası kızların ve erkeklerin beraber oynaması yasaktı. Benim onu görebilmem bundan git gide çok zorlaşıyordu. Bir kere yazın çalışmam nedeniyle göremiyordum. Akşamları ise görmem söz konusu bile olamazdı. Ortaokula giderken de devremiz tersti.Benim iki sınıf gerimdeydi. Bu olumsuzlukların en önemlisi de, mahallenin tetikte olmasıydı. Derhal adımız çıkabilirdi. Ben bunu hiç istemiyordum.
İlk gençlik yıllarında gözümüz açıkken hayali karşımızda duran, gözlerimizi kapayınca da gönüllerimizde yer eden aşk değil de nedir?
Onu görünce utanıyordum. Kızarıyordum. Kekeliyordum.Geceleri onu düşünüyordum, uykularımı bölüyordu.
Henüz aşktan bahsetmemiştik. Bahsedince o beni ret mi edecekti? Bilmiyordum.Reddetse bile ben onu karşılıksız sevecektim.Çünkü, çıkarılıp atılamaz bir şekilde kalbimde yer etmişti.
Bir gün konuşma fırsatı yakaladım.Fakat önce bilinen bir hikâyeyi anlatmak istiyorum.
“Seneler önce bir köyde bir ağanın bir çobanı varmış. Çoban, ağasının genç ve güzel karısına aşıkmış. Fakat çoban aşkını evin hanımına bir türlü itiraf edemez, hatta sezdiremezmiş bile. Aşkını kalbinde gizleyen çoban bir gün nasıl olsa açılırım düşüncesiyle, birkaç yıl daha ağanın kapısında seve seve çobanlık yapmış. Nihayet bir gün ağanın hanımı ahırda inek sağarken, çoban bütün cesaretini toplayarak kadının bileklerinden tutmuş. Utancından kızaran çoban, kadının şaşıran ama, gülümseyen gözleriyle karşılaşmış. Kadın daha ağzını açmadan ahırdan çıkan çobanı bir daha gören olmamış.
Aradan uzun yıllar geçmiş. Ağanın hanımı da ihtiyarlamış. Hastalanmış. Ölüm döşeğine yatmış. Artık bu yataktan kalkamayacağı da belliymiş. Ziyaretine gelenler oluyormuş. O gelenler arasında bir genç gelin sormuş:
-Nasılsın ebe…?
-Nasıl olayım yavrum. Ah!.. Ah!.. Gençliğimde kapımızda çobanlık yapan bir genç vardı . İnek sağarken bileklerimden tutmuştu. Ellerinin sıcaklığını, kanındaki aşkın ateşini halâ bileklerimde hissediyorum.”
Ben de dereden tepeden konuşmamız esnasında bileklerinden tuttum. Dolayısıyla o da benim bileklerimden tutmak zorunda kalmıştı. Ellerini çekme hareketinde bulunmadı. Bal dudaklarını araladı. Gülümsedi. İnci gibi beyaz dişleri ortaya çıktı. Göz göze geldik.Kızararak, heyecanlanarak gözlerimin içine baktı. Batmakta olan Güneş’in ışıkları kara gözlerinden yansıyor ve ben bu ışıklı gözlere bakmaya doyamıyordum. Bu ışıklı gözler aklımı başımdan aldı. Ömrümce unutamayacağım şaheser bir tablo olarak zihnime yerleşti. Çok çok heyecanlanarak güç belâ:
Seni seviyorum. Ömrümce de seveceğim, diyebildim.
Tam bu sırada benden yaşça çok büyük olan eniştemin:
– Hüseyin çok çabuk eve gel, diye azarlayan sesiyle irkildim. Sanki rüyadan uyanırcasına yanından ayrılmak zorunda kaldım.
Böyle konuşabilme fırsatını bir daha yakalayamadım. Okullar açılınca ben kazandığım meslek okulunda okumaya Ankara’ya gittim.Yazları çalıştığım için göremiyor, uzaktan görsem bile, konuşma fırsatımız olmuyordu. Ben Ankara’da üçüncü yılımı okurken o ortaokulu bitirmiş, Almanya’ya gitmeyi bekliyordu. Ben karne tatiline gelince, çok çok sevdiğim bir ve gayet samimi olduğum bir arkadaşımın kız kardeşi ile sık sık bir araya geldiklerini öğrendim.Bir mektup yazdım. Arkadaşıma verdim. “Kız kardeşin ona versin” diye rica ettim. Üç gün sonra cevap geldi. “Henüz küçük olduğumuzdan ve benim okulumu bitirmem gerektiğinden ve kendisinin birkaç yıl Almanya’ya gitme durumu olduğundan bahsediyordu. Henüz bir sevgilisi olmadığını ve benim de kendisine arkadaş, hatta yakışır bir sevgili olabileceğimi vurguluyordu.Ama henüz yaşımız küçük ve önümüzde yıllar var” diyordu. Yazdıkları mantıklıydı. Zamanın ne getireceğini henüz bilmiyorduk. Bu sırada ben on dokuz, o da on altılı yaşındaydı.
Duramıyordum. Evlere sokaklara sığamıyordum. Fırsatım olursa evlerinin çevresinde dolanıp duruyordum.
►Yazının devamı haftaya çıkacak olan sayımızda….

ramazan

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | Osgaka.com